CAN DOSTUM 2.ŞUBATTA SHOWDA
Gençlerin sanal savaşı gerçek oldu
Gençlerin sanal savaşı gerçek oldu
Rusya'da gerçekleşen olayda, çoğunlukla orta yaşlı, deneyimli oyunculardan oluşan "Platanium" grubuna bağlı Albert isimli kişi, daha çok öğrencilerden oluşan "Coo-clocks Clan" isimli bir başka grubun üyesi tarafından ölesiye dövüldü. Kavganın nedeni ise Lineage 2 isimli oyunda iki klan arasında çıkan düşmanlık.
Oyun içinde iki oyun grubu arasında çıkan kavga, Coo-clocks grubuna bağlı bir oyuncunun sahip olduğu sanal karakterin ölmesine neden oldu. Bu sanal ölüm yüzünden iki grup arasında artan gerilim iki oyuncunun Ufa şehrinde yüzyüze görüşmesine kadar vardı. Olay sonunda basına konuşan Albert'in kız kardeşi, Coo-clocks üyelerinin oyunla gerçekliği karıştırdığını ve olaydan sonra ailece Coo-clocks üyelerinin tehditlerine maruz kaldıklarını belirtti. Kurbanını neden öldürdüğünü soğuk kanlı bir şekilde anlatan 22 yaşındaki katil pişmanlık duymadığını belirtti.
İşte dünyanın en güzel kadını
Drew Barrymore, People dergisinin okurları arasında düzenlenen "Yılın En Güzel 100 Kadını" anketinde birinci oldu.
Peki Barrymore, Angelina Jolie, Nicole Kidman gibi yıldızları gölgede bırakacak kadar güzel mi? Derginin editörlerine göre Barrymore’un birinci olmasının nedenleri; estetik yaptırmaması ve kamera karşısına makyajsız çıkacak kadar doğal güzelliğine güvenmesi. Barrymoore birinciliği için şunları söylüyor: "Hollywood’un güzellik kurallarını önemsemiyorum. Doğal olmayı tercih ediyorum."
DÜNYANIN EN PAHALI ARABASI
Bugatti Veyron - $1,192,057
Bugatti firmasının, Bugatti Veyron olarak bilinen Veyron 16.4 modeli; dünyanın en yüksek hıza ulaşabilen (407 km/sa.), en fazla motor gücüne sahip (1001 bg) ve en pahalı (1 milyon Avro) seri üretim halindeki otomobilidir. Veyron, ismini, Bugatti yarış pilotu ve 24 saatlik Le Mans Yarışı'nı 1939'da kazanan Pierre Veyron'dan almaktadır.
Ferdinand Porsche'nin torunu dönemin Volkswagen Genel Müdürü Ferdinand Piech'in 2001 Cenevre Otomobil Fuarı'nda dünyanın en hızlı, en güçlü ve en pahalı arabasını üretmek üzere söz vermesiyle başlayan Bugatti Veyron projesi, 2003 yılında üretime hazır hale geldi.
Aynı yıl, dünyanın en zor pistlerinden biri Laguna Seca'da yapılan test sürüşleri sırasında aracın pistten çıkması nedeniyle üretimin durdurulmasına karar verildi.
Ferdinand Piech'in 2003 yılında emekli olmasının ardından, yeni Genel Müdür Bernd Pischetsrieder projenin başına Thomas Bscher'i getirdi. Bscher, yaklaşık bir yıl içinde performansı biraz daha düşük ama testlerde devrilmeyen bir Bugatti Veyron geliştirdi. 2003 Bugatti Veyron'un 0'dan 100 kilometreye çıkışı 2,5 saniyeyken; 2005 Bugatti Veyron'unki 2,9 saniyedir.
Bugatti Veyron ekonomik olarak Volkswagen'e büyük zarar teşkil etmektedir. Veyron'un fiyatı 1 milyon Avro gibi yüksek bir tutar olsa da, toplam üretim masrafı yaklaşık 4 - 5 milyon Avrodur.
Üretim halindeki Bugatti Veyron ilk olarak 19 Ekim, 2005 tarihinde Tokyo Araba Fuarı'nda gösterildi.
2005 yılındaki Dubai Araba Fuarı'nda, teşhir edilen Veyron dahil 6 adet satılması ve 45 adet Veyron'un da Şubat ayına sipariş edilmesiyle Bugatti Veyron projesinin akışı tamamen değişti. 5 yılda 300 adet üretilmesi öngörülen Bugatti Veyron'un üretim süresi 8 yıla yükseltilmiştir, bu süre içinde üretilecek Bugatti Veyron sayısının bine yakın olması beklenmektedir.
Amerika'da ilk kez 2006 yılındaki Los Angeles Uluslarası Otomobil Fuarı'nda sergilendi.
Bugatti Veyron ile yapılan en yüksek hızı (407 km/sa.), Car and Driver dergisinin editörü Csaba Csere, Volkswagen'in Ehra-Liessen test pistinde gerçekleştirdi.
7 vitesi olan Bugatti Veyron'un 0'dan 321,9 km/sa. hıza çıkışı; McLaren F1'in 193,1 km/sa.'ten 321,9 km/sa. hıza çıkışından daha hızlıdır.
Bugatti Veyron, fabrika dışında dünyada 20 Bentley bayiinde satılır. Servisleri de Bentley bayilerinde yapılabilmektedir.
Kaynak: vikipedi
Gözümüz Kaç Megapiksel?
Günlük hayatta "vay be, adamın cep telefonunun kamerası 2.0 MP" ya da bende bir makine var "12 MP" gibi sözler duyarız ve "vay be, teknoloji nerelere kadar geldi" deriz. Hatta bazen "ya bu kamera benim gözümle gördüğümden de net çıkarıyor görüntüleri" dediğimiz bile olur. İşin aslını yapılan araştırmalar gösteriyor ve vücudumuzun günümüz teknolojisinin ne kadar ilerisinde olduğunu ortaya koyuyor.
Gözümüz tek bir taslak üzerinde kurgulanmış anlık çekimleri yakalayan bir fotoğraf makinesi değildir. Daha çok bir video silsilesine benzemektedir. Gözümüz, küçük açılarla, anlık hareket eder ve etrafımızdaki detayları beyne yansıtmak için sürekli kendisini günceller. Ayrıca iki tane gözümüz vardır ve beynimiz, çözünürlüğü daha da arttırmak için her iki gözden gelen sinyalleri toplamaktadır. Daha fazla bilgi toplamak için de haliyle gözümüzü, gördüğümüz şeyin etrafında hareket ettiririz. Bu nedenlerden dolayı, göz ve beyin birlikteliği, retinadaki foto-alıcıların sayıca fazlalığı sayesinde,bir makinede olabileceğinden çok daha yüksek çözünürlükte veriler elde etmemizi sağlar. Aşağıda verilen eşdeğer megapiksel değerler, insan gözünün bir manzarayı ne kadar netlikte gördüğünü açıklayan bilimsel bir detaydır.
Yukarıdaki insan gözünün çözünürlüğünü sağlamaya neden olan veriler ışığında,şimdi önce küçük bir örnekle başlayalım: Şimdi önünüzde 90 a 90 derecelik açıda (gözümüzün açıları yani) bir görüntünün olduğunu farz edelim, aynen pencereden dışarıdaki bir manzarayı seyredermiş gibi. Bu durumda piksel sayıları ortalama bir göz için:
90 derece x 60 arc-dakika/derece x 1/0.3 x 90 x 60 x 1/0.3 = 324,000,000 piksel (324 megapiksel) olur.
Gerçekte her an bu kadar çok çözünürlük elde etmiyoruz, ama gözümüz bir manzarada istediğiniz tüm detayları görmenize olanak sağlamak için sürekli istediğiniz detayın etrafında hareket eder. Ama insan gözü, bu açıdan çok daha fazla bir açı görür ki bu da 180 dereceye yakındır.Biraz küçük düşünüp 120 derecelik bir açıyla bakabildiğimizi varsayacak olsak bile:
120 x 120 x 60 x 60 / (0.3 x 0.3) = 576 megapiksel verisini elde ederiz.
İnsan gözünün görebileceği gerçek açı değeri şüphesiz ki çok daha fazla çözünürlüğe tekabül eder. Bu yapıdaki (çözünürlükteki) bir veriyi kaydetmek içinse, çok fazla alana kayıt imkanı sağlayabilecek kadar gelişmiş bir kamera olması lazım.
Şimdi teorik bilgiyi bir kenara bırakıp , sözün özünü aktaracak olursak, pencere gibi sınırları olan bir alandan dışarıya baktığınızda gördüğünüz manzara, beyninizde 324 megapiksele eşdeğer olarak yer alıyor. Eğer görüntünüzü engelleyecek bir maniniz yoksa, 576 MP.
Hırsızlar sahili çaldı
Hırsızlar sahili çaldı
Bu işin ucu bucağı yok! Hırsızlar bu kez sahilin peşindeydi. Nasıl mı?24.12.2007 10:44
Denize kıyısı bulunmayan Macaristan’ın yapay sahili çalındı. Hırsızlar nehir kenarındaki Mindzentas’ın kumuna kadar her şeyini bir gecede götürdüMacaristan'ın insan eliyle yapılan yapay sahil köyü Mindzentas önceki gün soyuldu. Adını köyün ortasından geçen nehirden alan Mindzentas ülkenin en gözde tatil beldesi olarak biliniyordu. Nehir kenarının Arizana Çölü’nden gelen özel kumla doldurulduğu köye giren hırsızlar önce otel ve restoranları soyup ardından kumsala yöneldiler.Sahildeki şezlong, şemsiye, bank, çöp kutuları gibi pek çok objeyi çalan hırsızlar bu da yetmezmiş gibi altı bin metre küplük kumu ve palmiyeleri de yanlarında götürmeyi unutmadılar. Macar polisi olayla ilgili soruşturma başlatırken, Schengen bölgesinde bulunan Mindzentas’ı talan eden hırsızların kamyonlarla sınırı çoktan geçmiş olacağı açıklandı.
Milli Kütüphane
Milli Kütüphane
Milli Kütüphane, Türkiye’de, dünyada var olan benzerleri gözetilerek kurulmuş olan ulusal bir kütüphanedir. Ankara il merkezinde Çankaya ilçe sınırları içerisinde Eskişehir yolu üzerinde Bahçelievler girişinde yer almaktadır.
Kuruluş kökeni 15 Nisan 1946 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı Yayımlar Müdürlüğü’ne bağlı olarak bir büronun açılmasına dayanır. Kuruluşuyla birlikte ilk yılı içerinde 8.000 adet basılı içeren bir arşive sahip olunmuştur. Arşivin daha da hızlı büyüyeceği öngörülerek ilk bürosundan çıkarılıp 17 Nisan 1947 tarihinde geçici olarak yeni bir binaya taşınmıştır. Yeni binaya taşınmasıyla birlikte arşiv varlığı hızla 60.000 adete ulaşmış. O dönemde oluşan gereksinim nedeniyle arşivin kullanıcılara açılabilmesi amacıyla günümüzde Ankara İlk Halk Kütüphanesi olarak kullanılan ve Kumrular sokakta yer alan binaya taşınmış ve 16 Ağustos 1948 tarihinde resmi olarak kullanıcılara hizmet vermeye başlamıştır.
Milli Kütüphane, 29 Mart 1950′de TBMM’de kabul edilen adına özel kuruluş yasası ile Milli Eğitim Bakanlığından bağımsız olarak tüzel kişiliğe kavuşturulmuştur. 18 Mayıs 1955 tarihinde ise var olan kuruluş yasasına ek yapılarak Milli Kütüphane kapsamında Bibliyografya Enstitüsünün kuruluşu yasal olarak sağlanmıştır.
Günümüzde kullanılan Milli Kütüphane binası için çalışmalara 1965 yılında başlanmıştır. Binanın tasarlanma süreci 1965 ile 1973 yılarını kapsamış ve yapım çalışmalarına 1973 yılında başlanabilmiştir. Milli Kütüphane binası 1982 yılında bitirilmiş ve 5 Ağustos 1983 günü kullanıcılarına yeni binasında hizmet vermeye başlamıştır.
Kitap, süreli yayın ve kitap dışı belgelerden oluşturulan 1.701.377 eserlik bir arşivi vardır. Arşiv varlığı içerisinde kitap sayısı 993.904 adettir. Kitap dışı; günlük gazete, dergi, bülten ve yıllık türü basılı belgelerden oluşan 581.763 ciltlik bir süreli yayın arşivi bulunmaktadır. Milli Kütüphane’nin 25.366 adet el yazması eseri de arşivlerinde bulundurmaktadır. Bunların dışında da; toplam sayısı 100.344 adedi bulan afiş, harita, nota, ses kaydı, resim gibi özel koşullarına uygun olarak arşivlenmiş olarak kapsamında barındırmaktadır.
Milli Kütüphane binasının mimari özellikleri:
Bina toplam olarak 39.000 m² kullanım alanına sahiptir.
Ankara’nın Başkent Olması
Mustafa Kemal Paşa, Erzurum, Sivas Kongrelerinden sonra 27 Aralık 1919 günü Temsilciler Kurulu üyeleriyle birlikte Ankara’ya geldi.
O zamana kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul idi. Osmanlı Mebusan Meclisi son kez 12 Ocak 1919′da İstanbul’da toplandı. 16 Mart 1919 günü İngilizler İstanbul’a girdi. Önce meclisi bastılar. Bu olay üzerine birçok milletvekili Anadolu’ya geçti. Yakalananlardan çoğu tutuklandı. Artık Osmanlı Mebusan Meclisi’nin İstanbul’da toplanma olasılığı kalmamıştı. Milletvekillerinin toplanacağı ve ülkenin yönetileceği bir başkent gerekiyordu.
Ankara, Anadolu’nun ortasında, savaş cephelerine eşit uzaklıkta bir kentti. Savaşın yönetimi ve haberleşme, Ankara‘dan kolaylıkla yürütülürdü. Dağılan Osmanlı Mebusan Meclisi üyeleri ile Sivas ve Erzurum Kongreleri’nde seçilen temsilcilerin bir yerde toplanması gerekiyordu. Bu nedenle 19 Mart 1919 günü Mustafa Kemal Paşa kimi illere ve komutanlıklara bir genelge gönderdi. Bu genelgede özetle; “Osmanlı Devletinin yaşamı ve egemenliğinin sona erdiği” bildiriliyor, “Türk ulusu kendi yaşamını ve bağımsızlığını koruyacaktır.” deniliyordu. Bu genelgeden sonra temsilcilerle Osmanlı Mebusan Meclisi’nden gelen üyeler Ankara’da toplanmaya başladılar. Ankaralılar onları coşkuyla, sevinçle, sevgiyle karşıladı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920 günü, Ankara’da açıldı. Meclis, ilk oturumunda Mustafa Kemal Paşa’yı başkan seçti. Mustafa Kemal Paşa bundan sonra ülkeyi kurtarma çalışmalarını Anadolu’nun bu küçük kentinde sürdürdü. Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın planları bu yoksul kentte hazırlandı. Savaşın başarıya ulaşması için düzenli ordular kuruldu. Bu ordular İnönü’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da düşmanı bozguna uğrattı. 30 Ağustos 1922′de kazanılan Başkomutanlık Savaşı ile Kurtuluş Savaşı’mız tamamlandı.
Yurdumuz düşmanlardan kurtulduktan sonra 13 Ekim 1923 günü İsmet Paşa ve dört arkadaşı Ankara’nın başkent olması için Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yasa önerisi verdiler. Öneri mecliste oylandı, kabul edildi. Böylece Ankara yeni Türkiye Devleti’nin başkenti oldu.
Başken, ülkenin yönetim merkezidir. Büyük Millet Meclisi, devlet başkanı, başbakanlık, bakanlıklar, yüksek yargı organları, başkentte bulunur.
Ankara başkent olduktan sonra gelişti. Modern yapılar, büyük apartmanlar yapıldı. Yüksek okullar, üniversiteler açıldı. Fabrikalar, yeni iş yerleri kuruldu. Kent kısa sürede büyüdü, genişledi.
Ankara bugün nüfus yoğunluğu bakımından yurdumuzun ikinci büyük kentidir.
Her yıl 13 Ekim günü Ankara’nın başkent oluşu, düzenlenen büyük törenlerle kutlanır. Ankara Kalesi’nde başlayan bu törene özel giysileri içinde seymenler, öğrenciler, çeşitli dernek temsilcileri katılırlar. Törende yapılan konuşmalarda Ankara’nın başkent oluşunun anlam ve önemi belirtilir.
EN üNLü AVUKATİN KAYBETTİĞİ TEK DAVA...
EN üNLü AVUKATİN KAYBETTİĞİ TEK DAVA...
Ünlü bir futbolcu karisini öldürmekle suçlaniyordu.Futbolcu yakalanmisti. Ama karisinin cesedi ortadayoktu.Durusma Amerikan filmlerindeki gibiydi. Futbolcu saniksandalyesinde oturuyordu. Kucak dolusu parayla tuttuguavukati jüriyi ikna etmeye ugrasiyordu:"Sayin jüri üyeleri, müvekkilimin suçsuz oldugunayürekten inaniyorum. Buna az sonra sizler deinanacaksiniz.Neden mi? Bakin, simdi 1' den 10' a kadar sayacagim vemüvekkilimin öldürdügü iddia edilen karisi bu kapidaniçeri girecek... 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10..."Bütün jüri kapiya döndü. Kimse girmedi içeri.Avukat bir savunma dahisiydi, öldürücü hamlesiniyapti:"Bakin, siz de kadinin öldügüne inanmiyorsunuz. Çünkühepiniz içeri girecek diye kapiya baktiniz. Istekarari buna göre vermenizi talep ediyorum."
Jüri, ünlü futbolcuyu suçlu buldugunu bildirdi ve davabu sekilde sonuçlandi.Mahkeme çikisinda avukat, bayan jüri baskaninayaklasti:"10' a kadar saydigimda siz de diger üyeler gibikapiya bakmistiniz. Neden böyle bir karara imzaattiniz?""Dogru" dedi jüri baskani; "Ben de kapiya baktim, amamüvekkiliniz kapiya bakmiyordu!. ."






